3 Nisan 2017 Pazartesi

AYRIŞMA VE BENCİLLEŞME

        AYRIŞMA VE BENCİLLEŞME
R.T.E. ve avanesinin  politikalarının bu ülkenin insanlarını ayrıştırdığı doğru.
Ötekileştirip yalnızlaştırdığı da…
Ve bencilleştiğimiz de doğru.
Dikkat ettim de, kaç zamandır, sürekli bir “bencillik” bombardımanı altındayız.
“Tırnağın varsa başını kaşı.”, “Babana bile güvenme.”, Dostluk dediğin laftan ibarettir.”, “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.” anlamlarında, türlü türlü özlü söz kılığına sokulmuş bir yığın paylaşım yağıyor.

Güven, acıma, şefkat, merhamet, empati duygularını yitirdik.
v  En yakınımızdaki insanları anlamaya çalışmıyoruz. (Başkalarını anlamaya ne gerek var, biz her şeyi biliriz. O insanlar biz nasıl değerlendirdiysek odur.)
v  En yakınımızdaki insanlara bile acımıyoruz. (Acırsak acınası duruma düşeriz. Kendimizi, evimizin içini, çoluğumuzu çocuğumuzu korumanın tek yolu bir tekme de bizim atmamızdır.)
v  Başkalarının derdi, sıkıntısı, acıları bizi aslında hiç ilgilendirmiyor. (Dünyanın öteki ucunda ağlayan bir çocuk için ölümü göze almak aptalca bir romantizmdi, geldi geçti şükür.)
v  İnsana şefkat duymuyoruz. (Sokak hayvanları fotoğrafı paylaşıyoruz ya, daha ne olsun. Kendi kızlarımıza, oğullarımıza gösterdiğimiz şefkat yeter. Anneye gösterilen şefkat bile gereksiz. Ha, benden bir beklentileri yoksa elbette şefkatimi esirgemem.)
v  İnsanlara, en yakınımızdakilere bile merhamet etmiyoruz. (Kediler için kapıya su koydum geçenlerde. Kapıya gelen dilencileri de çevirmem.)
v  Empati duygumuzu ve yeteneğimizi yitirdik. (Ne gereği var canım. Ben kendim olmaya üşeniyorum, başkası gibi hissedemem doğrusu.)
v  Üstelik bunu suret-i haktan görünüp yaparız.

Kısaca insanı insan yapan ne varsa yadırgı oldu bize.

·         Ezdiğimiz, hakkını yediğimiz, haksızlık ettiğimiz insanları korumaya çalışır gibi yaparız. Anlamaya çabalamaz, sadece yargılarız.
·         Etrafımızda olup bitene bütün antenlerimizi açarız da yüreğimizi açmayız.
·         Hele kendi çıkarlarımızı tehlikede görürsek canavarlaşırız, saldırganlaşırız da toplumun çıkarları, başkalarının çıkarlarını (En yakınımızdakilerin bile) korumak söz konusu olduğunda akvaryumdaki Japon balığından farkımız kalmaz.
·         Başkalarının işine, aşına, hayatına, seçimlerine burnumuzu sokmaktan tuhaf bir zevk alırız da iş kendi özgürlüklerimizi savunmaya geldi mi mangalda kül kalmaz.
·         En kötüsü de kendimize çok yalan söyler olduk. Üstelik kendimizi buna inandırıyoruz.
·         Sevginin tanımını unuttuk, sevginin içini boşalttık, sevgiyi çarpıttık.
Günümüz Türkiye’sinde durum bu.


21 Şubat 2017 Salı

Önce Korkuya "HAYIR" Demeli..



Cellat uyandı yatağında bir gece
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."

***
Anthropoid
Bu geceki filmimiz buydu.

***
Diktatörlerin eninde sonunda yok olma gibi mutlak bir kaderleri var.
Diktatörlükler eninde sonunda yıkılıyor, yok oluyor, yok olacak.
Bu gerçeği aklımla, gönlümle biliyor ve seviyorum.
Ama benim ömrüm yetecek mi, yeter mi, bilmem.
***
Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler...
***

Önce korkuya "HAYIR" demeli,
Korkuyu yok etmeli...

DİLLE ALAY EDEMEZSİNİZ


Bu sayfalardaki bazı arkadaşlardan rica ediyorum, hatta yalvarıyorum.
Türkçe ile, o güzeller güzeli dilimizle oynamayın.
Dilimizle alay etmeyin.
Aslında hiçbir dille alay etmeyin.
Dil zevkimizi yozlaştıramazsınız, gücünüz yetmez ama kendi dilinizi yozlaştırıyorsunuz.
Az sonra örneklendireceğim şekilde yazmanızın nedenini, 45 senelik öğretmenlik deneyimime karşın, anlayamadım, anlayamıyorum.
Kendinize bir yazınsal karakter edinmeye çalışıyorsanız, bu yolla olmaz; bol bol okuyup bol bol yazma çalışmalarından sonra o karakter oturur zaten.
Biz insana özel yazınsal karaktere “üslup” diyoruz, “anlatım” diyoruz.
Bir cümlelik bir yazıdan bile kişinin üslubunu tanır ve tanımlarsınız.
Yani, kısaca demem o ki; noktalama işaretlerini, yazım kurallarını bütünüyle kendi uydurduğunuz bir biçimde kullanmak sizi daha akıllı göstermiyor; meramınızın da, dilinizin de, yazınızın da canına okuyor.
Vallahi çirkin ve komik oluyor…

İşte örnekler (Metin bir gazete haberinden alındı.):

1-      hükümete. yakın. star. gazetesi. yazarı. lütfü. oflaz. kraldan. fazla. kralcı. diye. tanımladığı. bazı.akp. yandaşları. için. tayyip. erdoğan. iktidardan. düşse. ilk. tekmeyi. onlar. vuracaklar. dedi.

2-      Hükümete. Yakın. Star. Gazetesi. Yazarı. Lütfü. Oflaz. Kraldan. Fazla. kralcı. Diye. Tanımladığı. Bazı.akp. Yandaşları. İçin. Tayyip. Erdoğan. İktidardan. Düşse. İlk. Tekmeyi. Onlar. Vuracaklar. Dedi.

3-      Hükümete- yakın -Star -gazetesi -yazarı -lütfü –oflaz- kraldan- fazla- kralcı- diye- tanımladığı- bazı- akp- yandaşları- için –tayyip- erdoğan -iktidardan –düşse- ilk tekmeyi –onlar- vuracaklar- dedi.

         4-      Hükümete Yakın Star Gazetesi Yazarı Lütfü Oflaz, “Kraldan Fazla Kralcı”            Diye Tanımladığı Bazı AKP Yandaşları İçin “Tayyip Erdoğan İktidardan             Düşse, İlk Tekmeyi Onlar Vuracaklar” Dedi.

DOĞRU METİN:
Hükümete yakın Star gazetesi yazarı Lütfü Oflaz, “kraldan fazla kralcı” diye tanımladığı bazı AKP yandaşları için “Tayyip Erdoğan iktidardan düşse, ilk tekmeyi onlar vuracaklar” dedi.

Gerçekten sevdiğim insanlar var. İncinecekler, bana kızacaklar.
Görüp de görmezden gelse miydim?
45 yıl, “Dil düşüncenin aynasıdır, insan nasıl düşünüyorsa öyle yazar, öyle konuşur. Beyin kapasitemizin izin verdiği oranda konuşuruz. Dilinizi ve aklınızı zenginleştirin. Dilin matematiksel kuralları vardır. Noktalama işaretleri, yazım kuralları dilin ve düşüncenin trafik işaret ve işaretçileridir, uyma zorunluluğu vardır.” diye öğrencilerimin ensesinde boza pişirdim.
Önce öğrencilerim bana gönül kor, korkarım.
Şimdi kendimle nasıl çelişirim?
Olmaz, bu nedenle incinen olursa…
 Kusura bakmasınlar gayrı…

17 Şubat 2017 Cuma

Şiir Çevrilebilir mi?



Ben, şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğine inanırım.
İyi şair, her sözcüğü, her imgeyi kendi gönlünün, aklının imbiğinden geçirerek şiirleştirir.
Her olay, her durum, her duygu, her kavram, her insanda farklı çağrışımlarla şiire dökülür.
Okuyanda da ayrı algılar, ayrı çağrışımlara yol açar.
Her şair, kendi ana diliyle düşünür, hayal kurar; kendi ana dilinden beslenir ve bu dili besler.
Doğal olarak, şiir başka bir dile geçerken, asıl zenginliğini ait olduğu dilde bırakır.
Çevirmenlik yaparken her iki dili de çok iyi bilmek yetmez; şiiri şair duyarlılığı ile sezmek, kavramak gerek. Bana göre bir şiiri ancak başka bir şair çevirirse bir şeye benzer.
Çevrilen şiirdir; makale değil.
İşte iki örnek, değerlendirmeyi size bırakıyorum:

William Shakespeare'den 66. Sone Çevirileri
1-      Can YÜCEL çevirisi
66. SONE
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem, dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e 
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

2-      Talât Sait Halman çevirisi
Bıktım artık dünyadan, bari ölüp kurtulsam:
Bakın, gönlü ganiler sokakta dileniyor.
İşte kırtıpillerde bir süs, bir giyim kuşam,
İşte en temiz inanç kalleşçe çiğneniyor,
İşte utanmazlıkla post kapmış yaldızlı şan,
İşte zorla satmışlar kız oğlan kız namusu,
İşte gadre uğradı dört başı mamur olan,
İşte kuvvet kör-topal, devrilmiş boyu bosu,
İşte zorba, sanatın ağzına tıkaç tıkmış.
İşte hüküm sürüyor çılgınlık bilgiçlikle,
İşte en saf gerçeğin adı saflığa çıkmış,
İşte kötü bey olmuş, iyi kötüye köle;
Bıktım artık dünyadan, ben kalıcı değilim,
Gel gör ki ölüp gitsem yalnız kalır sevgilim.

      Can Yücel, sözcüklere sadık değil; imgelere sadık, duyguya, şairin isyanına sadık. Şiiri adeta yeni baştan yazmış.

     Talât Sait Halman Shakespeare’ye bağlı kalmış. Sözcükleri sözlük anlamlarıyla karşılamış. O sözcüklerin kendi üzerindeki etkisini göz ardı etmiş. Başarılı bir çeviri elbette; ancak kuru, kupkuru…
(Değerlendirmeyi size bırakıyorum, dedim ama dayanamadım işte…)

Şimdi de Can Yücel’den bu çeviriyle ilgili bir anı… Seveceğinizden eminim.

Can Yücel’in çok farklı çeviri anlayışı vardır.  Şiirleri diğer çevirmenler gibi bire bir asla çevirmez. Türk kültürüne, Türk diline uyarlar, dilin birikimlerini seferber eder.
William Shakespeare’in en ünlü sonelerinden olan 66. Sone`yi bu yaklaşımla çevirince eleştirilerden kurtulamaz. Can Yücel bu, lafını sakınır mı hiç?
Yapıştırır cevabı:
n  “O orospu çocuğu Shakespeare, Türkçe bilseydi, bu şiiri böyle yazardı!”


6 Şubat 2017 Pazartesi

Gazeteci ve Ahlak

Bir zamanlar Yılmaz Özdil'i severdim.
Genel seçim arifesinde CHP Vatan Partisine kontenjan vermeye yanaşmayınca, Ümit Zileli gibi gizli Perinçekçiler aday adayı olmadan doğrudan genel merkez kontenjanından aday olmaya kalktılar. 
Olmadı, ön seçim yolu gösterildi. 
Buna da onlar razı olmadılar. 
Özdil, bunun üzerine CHP'ye çok yüklendi. Zeynep Altıoklar'a Selin Sayek Böke'ye vb. olmadık hakaretler ettiği yazıları sizler de anımsarsınız.
Sonra bir AKP 'ye bir CHP'ye vurarak yoluna devam etti.
Amaç Vatan Partisine, mecliste grup kurdurmaktı.
RTE'ye yedek koltuk değneği yani.
Bu da olmadı. 
Özdil neredeyse aforoz edildi. CHP seçmeni affetmedi,
Uğur Dündar her programına konuk ettiği, konuk olmazsa bile telefonla bağlanıp fikir aldığı Özdil'den, tepkiler üzerine, vazgeçti veya vazgeçer gibi yaptı.
Anımsarsınız, bir Halk Arenası sırf bu yüzden iptal olmuştu.
Çok değil yedi sekiz ay önce Özdil, kuyruk acısını çıkarmak için bir yazı yazmıştı. Bu yazıda Halk Tv'de dönen dolaplardan, taciz olaylarından falan, mide bulandıracak şekilde, ima yoluyla, söz edip bir gün bu dönen dolapları yazacağını söylemişti. Okuyanlar anımsar.
Bekledik, bekledik, gelmedi; yazmadı.
Ama bir de baktık ki Özdil Gene Halk Tv'de...
EEE, ŞİMDİ SORULMAZ MI?
Be adam, taciz olaylarıyla birlikte andığın o kanalda işin ne?
Be adam, çirkin dolapların döndüğünü düşündüğün, bunu da kar suyu gibi milletin kulağına üflediğin o kanalda ne işin var?
Eğer o olaylar yoksa, sen, meslektaşlarına ve Türkiye'nin tek muhalif kanalı olan bir medya organına nasıl iftira attın?
Halk TV, şimdi bu adamı neden gene ekranlarınızda ağırlıyorsunuz?
Referandum öncesi birlik kaygısını anlıyorum anlamasına da...
Bu adama güvenemiyorum.
Kısa bir zaman sonra yeniden Davulun hem içine hem dışına vurmaya başlarsa, 
bir CHP'ye, bir AKP'ye vurmaya......
Demedi demeyin anam.
Yapar mı yapar...
Nasıl olsa son iki Arena'da yelkenini iyice doldurdu.

2 Şubat 2017 Perşembe

Kavramlar - Sözcükler

Nicedir aklımda.
"Tanrı" dendiğinde küfür ediliyor sanan, boyuna kadar günaha batacağını düşünen Müslümanlar için "Allah" ve "Tanrı" sözcüklerinin etimolojik (köken bilim) yapılarını yazayım diyordum; ama hep öteledim.
Dün, konuğum olan bir tanıdığım, ben "Tanrı" dedikçe "Allah" diye beni düzeltti.
O beni düzelttikçe, bilmediğini bilmeyenlerle tartışmama kuralımı bozduğum için kendime çok kızdım. 

Vakti gelmiş demek ki…
---------------------------------------- 
Allah:
İbranice ‘eloah’ (tanrı)dan el-ilah/Allah (Arapçaya geçişi).
Mezopotamya dillerinde tanrı anlamına gelen sözcüklerin çoğu il, ul ile başlar. Arap dilinde,  daha önce “allah” kavramını karşılayacak bir sözcük yoktu.
Arapça’da kullanılan ilah sözcüğü de İbranice dilindendir.
Akat dilindeki ilu (tanrı), Babil dilinde il,el (tanrı), sözcükleri, en yüce, en yüksekte olan anlamındadır. sonradan Tanrı anlamına geçmiştir.
Tevrat’ta adı geçen, sonra Arapça söyleyişle İslam uluslarınca benimsenen dört kutsal varlığın adlarının sonunda görülen il sözcüğü tanrı demektir. (Azra-il, Cebra-il, Mika-il, İsraf-il)
Kısaca Allah sözcüğü İbraniceden Arapçaya, oradan da İslamiyet’i kabul eden ulusların diline girmiştir.
Farsça Huda sözcüğü tanrı anlamındadır.

Tanrı:
Sümerce “dıngır” (gök tanrı, gök) dan tıngır, tıngri, tengri, tengere, tangara, tangrı / tanrı…
Asya Türk ağızlarında tungrı, türe, töngri, tüngri gibi değişik söylenişleri vardır. (Türk dilinde ortada bulunan g,ğ seslerinin düşmesi olağandır.)

“tengri teg tengride bolmış türük bilge kagan bu ödke olurtum.” Göktürk Yazıtları
(Tanrı gibi gökte yaratılmış Türk Bilge Kaan, bu devirde –tahta- oturdum.)

Kısaca;
Allah yerine Tanrı demek bizi az Müslüman yapmaz. Allah demenin de çok Müslüman yapmayacağı gibi.
Türkçe seslendirmeli yabancı filmlerdeki çeviri nedeniyle "Tanrı" sözcüğünü Hristiyanların kullandığını sanan eblehler bu karışıklığa neden oldular. Tanrı sözcüğünü Hristiyan yapıp çıktılar.
Oysa, örneğin, Almanlar "Got", İngilizler "God", İspanyollar "Dios" Sümerler "Dıngır" diyor, Tanrı değil.
Allah sözcüğünü kullanırken bu sözcüğün o hiç sevmediğiniz Yahudi dilinden geldiğini, Tanrı sözcüğünün ise Türkçe bir sözcük olduğunu bilin istedim.
Önemli olan niyettir, önemli olan sözcüğe hangi anlamı yüklediğindir .
Sözcüğün karşıladığı kavramdır yani.
Sözcükler, zihnimizde yer alan, oluşan, yaşantımıza girmiş olan kavramların dildeki karşılığıdır. Tek bir kavramı hangi sözcükle karşılarsan karşıla aynı varlık anlatılır.

KAYNAKLAR:
1- Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü - İsmet Zeki Eyüboğlu
2- Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı - Andreas Tietze
3- Türk Dil Kurumu sözlükleri (etimoloji)
4- Dil Derneği Sözlüğü (etimoloji)
-----------------------------------------------------------
Kısa not 1: Dini vakıflarda çocuk tecavüzlerine gık demeyen “müselman”, aynı inancı, aynı yüce varlığı anlatan sözcüğe niye itiraz eder, bilinmez.

Kısa not 2: “1990'lı yılların ortalarından sonra Prof. Tietze, gözlerindeki kataraktın giderek yoğunlaşması dolayısıyla sözlük çalışmalarını istediği gibi devam ettiremediği için üzgündü. Tıptaki gelişmeler sayesinde başarılı ameliyatlar geçirdikten sonra sözlük çalışmalarını hızlandırdı, üstelik ilerlemiş yaşına rağmen bilgisayar kullanmaya da başladı. Fakat "altı cilt ve bir indeks cildi olarak planlanmış" olan sözlüğün bütün ciltlerinin bitmesi için daha pek çok çalışma gerekmekteydi. Kendisinin ve bazıları öğrencileri olan bilimsel yardımcılarının bütün gayretine rağmen 2003 yılında hayata veda ettiğinde bu büyük eserinin sadece A-E harflerini kapsayan ilk cildi İstanbul'da yayınlanabilmişti. Öteki ciltler yayına hazır değildi. Türk dili ve kültürü için bir anıt olan sözlüğün ikinci cildi 2009'da Avusturya Bilimler Akademisi tarafından Viyana'da yayınlandı, bu cilt F-J harflerini kapsamaktaydı.” Alıntı

Kısa not 3: Bu alıntıyı, Türk Dili ile ilgili en kapsamlı ve bilimsel araştırmayı bir yabancının yapmasındaki ironiye dikkat çekmek için yaptım.
Bizim Tubitak ekmek kutusunun içine led lamba koyan İmam Hatipli öğrencilerle uğraşadursun...

25 Ocak 2017 Çarşamba

#HAYIR

Bugün, birileri, Yaşar'a HDP VE CHP yanyana durduğu için evet oyu vereceğini söylemiş.
Neresinden baksan cehalet de...
Cehalet deyip kestirip atmak doğru değil şu sıralar.
Anlatmak gerek; anlasa da anlamasa da...
Bir CHP'li, bir AKP'li, bir MHP'li, bir HDP'li yolda giderken birden bire bir yağmur boşanır... Sular seller gibi...
Az ötede kapalı bir durak.
Önce pek umursamazlar...
Sonra yağmur yerini doluya bırakır. Birden, yumruk kadar, kafam kadar dolu taneleri korkunç gürültülerle düşmeye başlayınca hepsi aynı anda durağa sığınır.
Onlar, yandaş oldukları için mi yan yanalar,
aynı büyük afetten kaçtıkları için mi?
Bu mesele parti meselesi değil.
Bu doğal afetten daha büyük bir felaket geliyor üstümüze...
Ülke için, bütün insanlarımız için; hangi partiden olursa olsun, hangi mezhepten, hangi etnik gruptan olursa olsun aynı bela söz konusu.
Herkes ama herkes nasibini alacak.
Kendi geleceğini, çocuklarının geleceğini, ülkenin geleceğini bir adamın iki dudağının arasına bıraktığında anlayacak felaketin büyüklüğünü...
Korkmayın anam, biz halkız...
Elbette yan yana duracağız.
(Not: Gezi olayları sırasında bir duvar yazısı şöyleydi: "Korkma la, biziz, halk." Bayılmıştım bu söze. Yaşım, mesleğim vb. gereği, "la" diyemiyorum. Ben de "anam" sözcüğünü yakıştırdım kendime...)

15 Ocak 2017 Pazar

NOKTALAMA

Noktalama işaretlerinin, yazının anlamına çok önemli katkısı olduğunu, anlam karmaşasının önüne geçmeye yardım ettiğini, söylenenlerin açık, anlaşılır, yalın bir biçimde ifadesini sağladığını biliriz.
Ben özellikle sosyal medyada rastladığım, bence çok önemli, bir kaç noktalama yanlışı üzerinde durmak istiyorum.
Soru işaretinden (?) ve ünlem işaretinden (!) önce iki nokta yan yana (..) ya da üç nokta yan yana (...) kullanılmaz. (..?) (..!)
Yazım kurallarına göre cümle sonunda iki nokta yan yana da kullanılmaz. Anlamın sürüp gittiğini düşündürmek istiyorsanız üç nokta yan yana kullanırsınız.
Soru işaretinin sonunda üç nokta kullanıyorsanız soru anlamını vurgulamaya ve soruların sürdüğünü anlatmaya çalışırsınız. Önce olmaz.
Ünlem işaretinden sonra üç nokta kullanıyorsanız cümledeki duygunun (alay, sevinç, inanmazlık vb. ) sürüp gittiğini anlatır, duyguyu güçlendirirsiniz. Önce olmaz.
Adam "Bu falanca kimdir..?" diyor. Hata...Hiç gerek yok. Sadece soru işareti yeter.
Noktalama işaretleri trafik işaret ve kurallarına benzer:
Kurallara uyarsanız yazdıklarınız bir şeye benzer.
Uymazsanız zincirleme kazalarla meramınızı yitirirsiniz.

8 Mart'ı Anlamak

  Şöyle bir cümle dolanıyor ortada. Her okuduğumda çok üzülüyor ve sinirleniyorum. "Erkeğin adam olduğu yerde kadına her gün 8 Marttır....