Blogdaki yazılarım öncelikle benim içimi dökme, düşüncelerimi dışa aktarma yolumdur. İlle okunsun diye bir beklentisi yoktur. Okunursa da mutlu olurum.
22 Ekim 2021 Cuma
Sonbahar Kokuyor
20 Eylül 2021 Pazartesi
Toprak Kokusu
Yağmur çiseliyor.
26 Ağustos 2021 Perşembe
YAZMAK İLAÇ GİBİ
Yazmak için duyguları soğumaya bırakmamak gerekiyor. Duygular da düşünceler de kendi zamanlarını biliyorlar; hazır olduklarında yazılmalı… Zaman yüreğinizdekini de aklınızdakini de çekip alıyor, bir köşeye tıkıştırıyor, tozlandırıyor, üstüne küller serpiyor.
Söylenmemişlik,
yaşanmamışlık duygusunu tetikliyor ve bir yanınız hep eksik kalıyor.
O eski zaman
öğretilerinin öğüdü doğru değil; unutmaya, zamanın ilacına sarılmaya çabalamak
yüreği zorluyor, yoruyor.
“Zamana bırak”
öğretisi insani değil bence. İnsanın aklını ve yüreğini unutmaya çabalamak için
harcaması… Ne denli boş çaba…
Kafamızdakileri, göğüs kafesimizin içindekileri bir yolunu bulup nehirlere bağlamak gerek. Aksın, aksın, aksın… Yıkacaksa yıksın, yakacaksa yaksın, yaratacaksa da yaratsın. Aksın ki yerine yeni güzellikler, yeni yaşanmışlıklar, umutlar ve hatta kederler gelip yerleşebilsin.
On gün önce, Yaşar’la Yeni Çarşı’da gezerken yaşadığım o tuhaf, o korkunç tacizi, duyduğum nefreti, sonrasında o nefretin yol açtığı yaraya serin serin üfleyen hoş sevinçleri, heyecanları yazmadım. Yazarsam yazdıkça kanayacağımı düşündüm. Hepsi topu topu üç saat içinde olup bitmişti. Yazsam rahatlardım ama erteledim.
Şimdi, şu an yazmaya
karar vermem de bir kaybımın acısı yüzündendir. Çok eski bir dostumu, kankamı,
yoldaşımı, bir yiğit Yılmaz’ı anlatacaktım.
Nedense, önce
bunları yazmalıyım, diye düşündüm.
Lafı uzatır mıyım, bilmem… Ama umurumda da değil.
Yaşar’la ben, bir türlü
yan yana yürüyemiyoruz. Çarşı kalabalık. Çoğu genç. Üstümüze üstümüze geliyorlar;
kaçan, yol veren biz oluyoruz. Bir ara dayanamadım ve beni yol kenarındaki tezgâhlara
sıkıştıran bir grubu azarladım.
Bunaldım, arkama
bakmadan kaçasım var.
Kulağımın dibinde
bir ses patladı, ama ne ses…
“Maşallah, maşallah,
nasıl da takmış takıştırmış bu yaşta, elde baston, yürüyemiyor bile.” O “maşallah”ı
öyle bir vurguluyor, öyle bir şiddetle fırlatıyor ki ağzından.
İrkildim, kafamı
çevirdim; ben yaşlarda hamam böceği kılıklı bir kadın, yüzüme pişkin pişkin
sırıtıyor.
Daha ağzımı açamadan,
saniyeler önce, çocuk arabasıyla beni sollayıp önüme geçen bir genç kadın
(Çağdaş bir kılık, eli yüzü düzgün) “Anne bir şey mi oldu?” diye sordu. Bu kez
o densiz, yobaz yaratığa söyleyeceklerimi yuttum ve kızına “Annenizin çenesi çok
düşmüş, ayar gerekiyor.” dedim, yürüdüm.
Dönüp Yaşar’a baktım.
Tepkisini merak ediyorum. Adamcağız kalabalıkta taa gerilere düşmüş. Hiçbir şey
duymamış, görmemiş.
Attığım her adımda
içim kabardı; öfkem katlanıyor, volkan gibiyim. Dönüp bastonumu kadının
kafasında parçalayasım var. Hayatım boyunca böyle bir saldırıya, böyle bir
tacize uğramadım. Hem de bir kadından.
Kadının tepkisi
yaşıma… Genç olsam kılığımı hoş görecek. Kızını gördüm, askılı bir buluz, dar
bir pantolon…
Bende gördüğü fazlalık bir kolye… Ömür boyunca içinde sakladığı ezikliği yaşayamadıklarına karşı nefrete dönüştürmüş bir kadın. Korkunç…
Çarşıda gezinmek
değil amacımız; birkaç parça çamaşır alacağız. Vurduk sinemanın önüne çıkan
yokuşa. Köşede yıllardır alışveriş yaptığımız çamaşırcı var, epeydir
uğramadıydım.
Adam yok, karısı ve kızı işin başındalar. İkisinin de başı kapalı. Az önceki darbeden sonra onları görünce gerildim biraz. Ama nasıl güler yüzlüler… Bir anda içimin zehrini alıverdiler.
Çıktık, Yaşar Mahmut’la
Hayri’yi görmek isteyip istemediğimi sordu. Beni sorarlarmış hep. Görmek
isterlermiş. Hemen kabul ettim. Birkaç eski dost yüzü görmek, konuşmak iyi
gelecekti.
Mahmut Özcan emekli öğretmen arkadaşımız. Hayri ve Ahmet benim eski öğrencilerimden. Üç kardeş omuz omuza verdiler, bir kahve işletiyorlar. Emeklerini birleştiren, ekmeği kutsallaştıran üç güzel insan.
Pazarı boydan boya gezerek gidiyoruz. Tek tük bastalar ( J) kurulmuş; çoğu yerli sebzeler, meyveler. Kara üzüm görünce sevindirik oldum. İçim tatlandı sanki. Hemen yanaştık, mis kokulu, baldan tatlı kapkara üzümler… Niğde dışında yaşayan hemşerilerimizin affına sığınırım.
Kahvehaneye vardık.
Mahmut kapı önünde dinleniyor. Birkaç kişi daha. Bizi görünce fırladı,
sarılamadık. Yumruklarımızla selamlaştık ama içeriden Hayri iki kanadını açarak
kartal gibi uçtu geldi, sarıldı sımsıkı. Nicedir görüşmüyorduk. Corona
korkmuştur bu muhabbetten. Sonra Ahmet geldi. Birkaç tanıdık daha. Kapının
önüne masaya halkalandık. Sohbetin canına okuyoruz. Laf lafı açıyor,
sevgi-dostluk som somut masanın üstünde. Gelen geçen biraz yadırgı bakıyor ama
benim aklım, yüreğim çoktan yundu yıkandı, arındı. Umurumda değiller.
Uzunca oturduk,
özlem giderdik. Kalktık. Nicedir kendimi böyle gönenmiş, zenginleşmiş hissetmiyordum.
Yolunuz düşerse
Özcanlar’ın kahvesine uğrayın, bir selam verin, bir bardak çaylarını için. Bu
corona belasından epey sıkılmışlar; dostluğunuzu, desteğinizi sunun.
13 Haziran 2021 Pazar
GEZİNTİ DERKEN...
Yaşar akşamdan pazarlığa durdu benimle: “Yarın gezintiye çıkacağız, erken kalkmalısın.” diyor. İyi güzel de meret uykunun ne zaman geleceğini bilmiyorum ki…
6 Mayıs 2021 Perşembe
6 MAYISTI
4 Mayıs 2021 Salı
Sular Aka Aka Yatağını Bulur
Eskiden bir konuda korkak ve cesaretsizdim; beni geren ilişkileri bitirme, aklımla ve kalbimle artık taşıyamayacağımı düşündüğüm insanlardan uzaklaşma...
20 Nisan 2021 Salı
ADI GENCO OLSUN
Çook uzun yıllar önceydi.
30 Mart 2021 Salı
NAZIMCA
Nazım Hikmet sevdam malum. Beynimin ve yüreğimin sol yarısı silme Nazım; diğer yarısı şiirimizin diğer ustaları...
6 Mart 2021 Cumartesi
Demir Leblebi de Ne?
CHP Kadın Kolları tarafından düzenlenen bir etkinliğe "Demir Leblebi" adını vermişler.
3 Mart 2021 Çarşamba
İnternet Yanıltabilir mi?
İnternet tam bir kargaşa. Bilginin kirlisi, temizi, yalanı dolanı ne ararsan var. Kitaplardan araştırma yapmayı, kitap okumayı (özellikle şiir kitapları) bıraktığımızdan beridir bilgiler kirlendi, karardı, içinden çıkılamaz bir hale geldi.
Uydurma şiirler Can Yücel’indir diye, Nazım Hikmet’indir
diye, Mevlana’nındır diye paylaşılıyor. Okuma özürlüler de sorgulamadan
bunların yayılmasını sağlıyorlar.
Bunlardan birkaçının tuzağına düştüğümü itiraf etmeliyim. Okumamış
olduğum kitaplardadır, dergilerde kalıp kitaplara girmemiş metinlerdir diye
peşine düşmedim, yanlışı doğru belledim.
Bir süre önce "Tanrım Beni Yavaşlat" adlı bir
metne rastladım. Bir Hitit Duası diye ekleme yapılmış.
Okudum, hani şu ilk bakışta insana çok hoş gelen "yaşam
öğütleri" var ya, onlardan biri. Okudum ama ilk dizelerde alarmlar çalmaya
başladı, aslını sonra araştırırım diyerek attım bir kenara, unuttum gitti.
Sonra bugün aklıma geldi ve bakayım dedim.
Şöyle cümleler var:
“güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık
avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret”
Hititler bu coğrafyada M.Ö. 1600’lü yıllarda kurulmuş bir
devlet. Çivi yazısıyla kil tabletler üzerine yazıyorlardı ve okuma yazmayı
Tanrıların sanatı diye görüyorlar, çok özel ayrıcalıklı kişiler dışında kimse
okuyup yazamıyordu.
Yani 5 kitaplık bir kütüphanede bulunan kitapların ağırlığı
500 kg falan olmalı. Her sayfa bir tablet hesabıyla 100 sayfalık kitaplar…
Güzel bir kitabı yanında taşıyıp birkaç satır okumayı
düşünen bir Hititli…
Bu Hititli Kaplumbağa ve tavşan masalını da biliyor… Masalı
yazan Ezop MÖ 6. Yüzyılda yaşadığı varsayılan Yunan masalcısıdır. Hititlerden
aşağı yukarı 10 yüzyıl sonra tarih sahnesine çıkmış.
Sonra Google’da, “Tanrım beni yavaşlat” diye sorguladığımda
karşıma çıkan ne varsa baktım.
Meğer bu metin aslında Wilfred Arlan Peterson’a aitmiş. Adam,
1900-1995 yılları arasında yaşamış, Michigan doğumlu, Amerikalı bir düşünür ve
yazarmış...
İki metni karşılaştırdım, Hitit duası ve bir duvar yazısı
olduğu söylenen metin çok daha uzun. Metin Peterson’un şiirine yapılmış
eklemelerle uydurma bir metin.
Her şeyi Google amcadan soran, kitaplara bakmayı, asıl
kaynağa dönmeyi unutan bir toplum olduk.
Sıkıntılı bir durum, gelecek için bir tuzak…
8 Mart'ı Anlamak
Şöyle bir cümle dolanıyor ortada. Her okuduğumda çok üzülüyor ve sinirleniyorum. "Erkeğin adam olduğu yerde kadına her gün 8 Marttır....
-
Sevgili yeğenim Bilgesu'nun yazmaya hevesini biliyordum. Arada yazdıklarını okur ve çok beğenirdim. Şiir yazdığını bilmiyordum. Gönd...
-
7’den 77’ye hemen herkesin yaptığı yaygın bir yanlışlıktan söz edeceğim. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Çok yaygın olduğu ...
-
Sevgili Hocam Mazhar Kükey'i 35 yıl sonra yeniden görmek çok güzeldi. Uzun, çok uzun bir ömür diliyorum değerli hocama. Emekli oldukta...
-
"Yıl 1962 Ankara’da yayımlanan, hükümet ve düzen işbirlikçisi bir gazete, kendi topraklarında yaşama özgürlüğü elinden alınmış mesn...
-
Bir akrabam yıllarca önce anlatmıştı. Bahçeli'de kurban keserler. Kendisinin tüm itirazlarına karşın bir dirhem bile dağıtılmayan et e...
-
Nicedir aklımda. "Tanrı" dendiğinde küfür ediliyor sanan, boyuna kadar günaha batacağını düşünen Müslümanlar için "Allah...
-
DİLİM GİYDİRİR BANA KİLİM 1- 24.02.2015 tarihinde Kanal Türk’te akşam haberlerinde, haberleri sunan kişi "aile kabristanlığ...
-
Bugün bir arkadaşım anlattı. Çok öfkeli ve şaşkındı. Kızı 4. sınıfa gidiyor. Öğretmenin verdiği Türkçe dersinden bir ödevle ilgili ann...
-
“BENİM HALİM MEMLEKETİN HALİ.” Bor Devlet hastanesinde, son zamanlarda iki doktora gittim. İlki göz doktoru… Niğde Devlet Hastanesi...
-
Yıllardır zambak olarak bildiğim bu çiçeğin adının "süsen" olduğunu öğrendim. Okuduğum romanlarda, öykülerde, şiirlerd...








