Blogdaki yazılarım öncelikle benim içimi dökme, düşüncelerimi dışa aktarma yolumdur. İlle okunsun diye bir beklentisi yoktur. Okunursa da mutlu olurum.
19 Mayıs 2017 Cuma
İKİ ŞİİR İKİ ŞAİR
İki şiirimiz var bugün...
İki şair arasında nereden baksan 600-700 yüzyıl var.
Bu belirsizlik Kazak Abdal'ın doğum ve ölüm tarihlerinin kesin olarak bilinmemesinden kaynaklanıyor.
Kimi kaynaklar 15. YY'ı işaret ederken kimileri de 17. YY diyor.
Nihat Behram, (Çok şükür ve iyi ki) yaşıyor.
Aslında hiç önemli değil, bu tarihleri bilmesek de olur.
Önemli olan bunca zaman sonra, bu halkın yaşadıklarının değişmemiş olması.
Aynı tas, aynı hamam, derler ya; işte o hesap.
Düzen aynı düzen,
Soygun aynı soygun,
Sömürü aynı sömürü,
Yalan aynı yalan,
Talan aynı talan...
Anadolu'nun kaderi değişmiyor...
***
KAZAK ABDAL
Eşeği saldım çayıra
Otlayıp karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını...
İki şair arasında nereden baksan 600-700 yüzyıl var.
Bu belirsizlik Kazak Abdal'ın doğum ve ölüm tarihlerinin kesin olarak bilinmemesinden kaynaklanıyor.
Kimi kaynaklar 15. YY'ı işaret ederken kimileri de 17. YY diyor.
Nihat Behram, (Çok şükür ve iyi ki) yaşıyor.
Aslında hiç önemli değil, bu tarihleri bilmesek de olur.
Önemli olan bunca zaman sonra, bu halkın yaşadıklarının değişmemiş olması.
Aynı tas, aynı hamam, derler ya; işte o hesap.
Düzen aynı düzen,
Soygun aynı soygun,
Sömürü aynı sömürü,
Yalan aynı yalan,
Talan aynı talan...
Anadolu'nun kaderi değişmiyor...
***
KAZAK ABDAL
Eşeği saldım çayıra
Otlayıp karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını...
Münkir münafığın soyu
Yıktı harab etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını
Yıktı harab etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını
Derince kazın kuyusunu
İnim inim inlesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını...
İnim inim inlesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını...
Dağdan tahta getirenin
Iskatına oturanın
Talkınını bitirenin
İmamın da avradını
Iskatına oturanın
Talkınını bitirenin
İmamın da avradını
Gammaz ile madrabazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da avradını
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da avradını
Kazak Abdal söz söyledi
Cümle halkı dahl'eyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını...
Cümle halkı dahl'eyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını...
***
KIZGIN ŞİİR
Suskunluğu çare sayıp susanın
Sinsiliğin arkasına pusanın
Her rüzgârı yönü bilip esenin
Bilmem ki
Tasından mı fesinden mi başlasam.
Sinsiliğin arkasına pusanın
Her rüzgârı yönü bilip esenin
Bilmem ki
Tasından mı fesinden mi başlasam.
Yola çıkıp yarı yoldan dönenin
Şişip şişip patlayarak sönenin
Yoksul tenindeki kancıl kenenin
Bilmem ki
Özünden mi yüzünden mi başlasam.
Şişip şişip patlayarak sönenin
Yoksul tenindeki kancıl kenenin
Bilmem ki
Özünden mi yüzünden mi başlasam.
Perçemini paçavraya saranın
Tesbihine yalan dua dizenin
Şu dünyadan gayrısını süzenin
Bilmem ki
Bezinden mi gözünden mi başlasam.
Tesbihine yalan dua dizenin
Şu dünyadan gayrısını süzenin
Bilmem ki
Bezinden mi gözünden mi başlasam.
Bey ardında köle olmuş gezenin
Üç kuruşa yalan dolan yazanın
Öz yurduna kuduz gibi azanın
Bilmem ki
Mülkünden mi kürkünden mi başlasam.
Üç kuruşa yalan dolan yazanın
Öz yurduna kuduz gibi azanın
Bilmem ki
Mülkünden mi kürkünden mi başlasam.
Sağa dönüp sola küfür edenin
Fukarayı koyun diye güdenin
Her pisliğin ardı sıra gidenin
Bilmem ki
Sözünden mi izinden mi başlasam
Fukarayı koyun diye güdenin
Her pisliğin ardı sıra gidenin
Bilmem ki
Sözünden mi izinden mi başlasam
Duru suya tozun tozun sızanın
Çayır çimen acımadan ezenin
Can ardında avcı olup gezenin
Bilmem ki
Tozundan mı dizinden mi başlasam.
Çayır çimen acımadan ezenin
Can ardında avcı olup gezenin
Bilmem ki
Tozundan mı dizinden mi başlasam.
Nihat Behram
29 Nisan 2017 Cumartesi
20 Nisan 2017 Perşembe
UMUT HEP VAR
UMUT ÇEŞİTLEMELERİ
Sözcüklerin büyülü güçleri
vardır.
Hangi dilde olursa olsun
sözcüklerin başaramayacağı şey yoktur.
Sözcükler öldürür, diriltir,
sevinçlere boğar insanı; korkudan öldürür, mutluluktan uçurur yürekleri…
Kılıktan kılığa girer, anlamdan
anlama havalanır…
Bir dönem “hırsız, yağmacı, eşkıya”
anlamında kullanılırken bir de bakmışsınız “yiğit, korkusuz” anlamına geçmiş.
Benden tavsiye; çocuklarınıza “yavuz”
adını korken iyi düşünün, çünkü sözcüklerin ilk anlamlarına geri dönme gibi
huyları da vardır.
Kendi anlamlarına sığmaz da başka
anlamları da üstleniverir.
Bir dilden bir başka dile de
atlar; oralarda gelişir, büyür, değişir.
Toplum nezle olsa sözcükler hapşurur…
Toplumun attığı her adım sözcükleri etkiler, biçimlendirir.
Sözcükler canlıdır.
Sözcükler kabına sığmaz
anlayacağınız.
Beynimizi ne denli işlek hale
getirmişsek, sözcükler de o denli hareketli ve kıvraktır.
Düşüncelerimizi ne denli özgür
bırakmışsak sözcükler de o denli özgürleşir.
Düşünceye gem vurulamaz;
sözcüklere de…
Hani hep derler ya, “Bir dilde
günlük kullanımda bulunan sözcük sayısı o toplumun gelişmişlik düzeyini
gösterir.”
Doğrudur.
Dilimiz ne ise düşüncemiz de
odur.
****
“Umut” sözcüğü, Türkçe “um-”
eylem kökünden türemiştir.
Um-(i)t / umut
Büyük ve küçük ünlü uyumu
dayatması nedeniyle değişen bir ektir, -(i)t eki.
Tarih içinde, biz, dilimize
Farsça sözcükler pompalarken bizden de kimi sözcükler Farsça’ya geçmiş.
Umut sözcüğü de bunlardan biri…
Gittiği yerde, o dilin ses
kurallarına uyarak “ümmîd”e dönüşmüş.
Ama sözcüğün yolculuğu bitmemiş;
bu kez biz Farsça hayranlığımızı dizginleyemediğimiz için, bu sözcüğü Farsça
sanıp almışız. Bu kez “ümmîd” biçiminde…
Dil bu, dayatmaya gelmez. Kendi
kurallarına göre yaşar. “Ümmîd” sözcüğünü kendi ses kurallarımıza uygun olarak “ümit”
yapmışız.
“Umut” olarak yola çıkan sözcük “ümit”
olarak geri dönmüş kısaca.
Bu sözcüğün çetin yolculuğuna
yakışan bir de anlamı vardır.
Kaprisli bir sözcüktür. Yerleşmek
için her beyni, her yüreği beğenmez.
Korkak, tırsık, dönek, kararsız,
üşengeç, tembel insanların semtlerine uğramaz.
Yerleşmeye yiğit, gayretli
yürekler, beyinler arar.
O yüzden sevgili dostlar, bizim
hep umudumuz vardır.
Umudunuz hiç eksik olmasın.
***
“Büyük insanlığın toprağında
gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz
yaşanmıyor.” Nazım Hikmet
***
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.” Ahmet Arif
***
“Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.
Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.” Metin Altıok
***
“Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin
ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin
yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli
yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak
için
Madem ki umutlusun, umudu
yaşatmak için.” Metin Eloğlu
***
“Sokağa bir diyalog gibi
çıkıyorum
Umrunda değilim gecenin. Gece
Yarınki gecedir ve tanrıdır
Tanrının umrunda değilim..
Kimileyin seviyorum. Sevmek
kuşların
Bir an boş bıraktıkları ağaçtır
Ve yalnızlığın kırmızı yapraklara
Çalan büyüsünü duyuyorum: Ey
cesaret
Hep dolu tut bardağımı. Sevgi ve
umut
Birdir, yalnızlık ve cesaret
bir.” Melih Cevdet Anday
***
“Umut binbir ayaklı,
Umut güneşte saklı.
Umut edenler haklı,
Umut insanın hakkı...” NAZIM HİKMET
3 Nisan 2017 Pazartesi
AYRIŞMA VE BENCİLLEŞME
AYRIŞMA VE
BENCİLLEŞME
R.T.E. ve avanesinin
politikalarının bu ülkenin insanlarını ayrıştırdığı doğru.
Ötekileştirip yalnızlaştırdığı da…
Ve bencilleştiğimiz de doğru.
Dikkat ettim de, kaç zamandır, sürekli bir “bencillik”
bombardımanı altındayız.
“Tırnağın varsa başını kaşı.”, “Babana bile güvenme.”,
Dostluk dediğin laftan ibarettir.”, “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.” anlamlarında,
türlü türlü özlü söz kılığına sokulmuş bir yığın paylaşım yağıyor.
Güven, acıma, şefkat, merhamet, empati duygularını yitirdik.
v
En yakınımızdaki insanları anlamaya
çalışmıyoruz. (Başkalarını anlamaya ne gerek var, biz her şeyi biliriz. O
insanlar biz nasıl değerlendirdiysek odur.)
v
En yakınımızdaki insanlara bile acımıyoruz.
(Acırsak acınası duruma düşeriz. Kendimizi, evimizin içini, çoluğumuzu
çocuğumuzu korumanın tek yolu bir tekme de bizim atmamızdır.)
v
Başkalarının derdi, sıkıntısı, acıları bizi
aslında hiç ilgilendirmiyor. (Dünyanın öteki ucunda ağlayan bir çocuk için
ölümü göze almak aptalca bir romantizmdi, geldi geçti şükür.)
v
İnsana şefkat duymuyoruz. (Sokak hayvanları
fotoğrafı paylaşıyoruz ya, daha ne olsun. Kendi kızlarımıza, oğullarımıza
gösterdiğimiz şefkat yeter. Anneye gösterilen şefkat bile gereksiz. Ha, benden
bir beklentileri yoksa elbette şefkatimi esirgemem.)
v
İnsanlara, en yakınımızdakilere bile merhamet
etmiyoruz. (Kediler için kapıya su koydum geçenlerde. Kapıya gelen dilencileri
de çevirmem.)
v
Empati duygumuzu ve yeteneğimizi yitirdik. (Ne
gereği var canım. Ben kendim olmaya üşeniyorum, başkası gibi hissedemem doğrusu.)
v
Üstelik bunu suret-i haktan görünüp yaparız.
Kısaca insanı insan yapan ne varsa yadırgı oldu bize.
·
Ezdiğimiz, hakkını yediğimiz, haksızlık
ettiğimiz insanları korumaya çalışır gibi yaparız. Anlamaya çabalamaz, sadece
yargılarız.
·
Etrafımızda olup bitene bütün antenlerimizi
açarız da yüreğimizi açmayız.
·
Hele kendi çıkarlarımızı tehlikede görürsek canavarlaşırız,
saldırganlaşırız da toplumun çıkarları, başkalarının çıkarlarını (En yakınımızdakilerin
bile) korumak söz konusu olduğunda akvaryumdaki Japon balığından farkımız
kalmaz.
·
Başkalarının işine, aşına, hayatına, seçimlerine
burnumuzu sokmaktan tuhaf bir zevk alırız da iş kendi özgürlüklerimizi
savunmaya geldi mi mangalda kül kalmaz.
·
En kötüsü de kendimize çok yalan söyler olduk. Üstelik
kendimizi buna inandırıyoruz.
·
Sevginin tanımını unuttuk, sevginin içini
boşalttık, sevgiyi çarpıttık.
Günümüz Türkiye’sinde durum bu.
21 Şubat 2017 Salı
Önce Korkuya "HAYIR" Demeli..
Cellat uyandı yatağında bir gece
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
***
Anthropoid
Bu geceki filmimiz buydu.
***
Diktatörlerin eninde sonunda yok olma gibi mutlak bir kaderleri var.
Diktatörlükler eninde sonunda yıkılıyor, yok oluyor, yok olacak.
Bu gerçeği aklımla, gönlümle biliyor ve seviyorum.
Ama benim ömrüm yetecek mi, yeter mi, bilmem.
***
Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler...
***
Önce korkuya "HAYIR" demeli,
Korkuyu yok etmeli...
DİLLE ALAY EDEMEZSİNİZ
Bu sayfalardaki bazı arkadaşlardan rica ediyorum, hatta
yalvarıyorum.
Türkçe ile, o güzeller güzeli dilimizle oynamayın.
Dilimizle alay etmeyin.
Aslında hiçbir dille alay etmeyin.
Dil zevkimizi yozlaştıramazsınız, gücünüz yetmez ama kendi
dilinizi yozlaştırıyorsunuz.
Az sonra örneklendireceğim şekilde yazmanızın nedenini, 45
senelik öğretmenlik deneyimime karşın, anlayamadım, anlayamıyorum.
Kendinize bir yazınsal karakter edinmeye çalışıyorsanız, bu
yolla olmaz; bol bol okuyup bol bol yazma çalışmalarından sonra o karakter
oturur zaten.
Biz insana özel yazınsal karaktere “üslup” diyoruz,
“anlatım” diyoruz.
Bir cümlelik bir yazıdan bile kişinin üslubunu tanır ve
tanımlarsınız.
Yani, kısaca demem o ki; noktalama işaretlerini, yazım kurallarını
bütünüyle kendi uydurduğunuz bir biçimde kullanmak sizi daha akıllı göstermiyor;
meramınızın da, dilinizin de, yazınızın da canına okuyor.
Vallahi çirkin ve komik oluyor…
İşte örnekler (Metin bir gazete haberinden alındı.):
1-
hükümete. yakın. star. gazetesi. yazarı. lütfü.
oflaz. kraldan. fazla. kralcı. diye. tanımladığı. bazı.akp. yandaşları. için. tayyip.
erdoğan. iktidardan. düşse. ilk. tekmeyi. onlar. vuracaklar. dedi.
2-
Hükümete. Yakın. Star. Gazetesi. Yazarı. Lütfü.
Oflaz. Kraldan. Fazla. kralcı. Diye. Tanımladığı. Bazı.akp. Yandaşları. İçin.
Tayyip. Erdoğan. İktidardan. Düşse. İlk. Tekmeyi. Onlar. Vuracaklar. Dedi.
3-
Hükümete- yakın -Star -gazetesi -yazarı -lütfü –oflaz-
kraldan- fazla- kralcı- diye- tanımladığı- bazı- akp- yandaşları- için –tayyip-
erdoğan -iktidardan –düşse- ilk tekmeyi –onlar- vuracaklar- dedi.
4-
Hükümete Yakın Star Gazetesi Yazarı Lütfü Oflaz,
“Kraldan Fazla Kralcı” Diye Tanımladığı Bazı AKP Yandaşları İçin “Tayyip
Erdoğan İktidardan Düşse, İlk Tekmeyi Onlar Vuracaklar” Dedi.
DOĞRU METİN:
Hükümete yakın Star gazetesi yazarı Lütfü
Oflaz, “kraldan fazla kralcı” diye tanımladığı bazı AKP yandaşları için “Tayyip
Erdoğan iktidardan düşse, ilk tekmeyi onlar vuracaklar” dedi.
Gerçekten sevdiğim insanlar var. İncinecekler, bana kızacaklar.
Görüp de görmezden gelse miydim?
45 yıl, “Dil düşüncenin aynasıdır, insan nasıl düşünüyorsa
öyle yazar, öyle konuşur. Beyin kapasitemizin izin verdiği oranda konuşuruz.
Dilinizi ve aklınızı zenginleştirin. Dilin matematiksel kuralları vardır. Noktalama
işaretleri, yazım kuralları dilin ve düşüncenin trafik işaret ve
işaretçileridir, uyma zorunluluğu vardır.” diye öğrencilerimin ensesinde boza
pişirdim.
Önce öğrencilerim bana gönül kor, korkarım.
Şimdi kendimle nasıl çelişirim?
Olmaz, bu nedenle incinen olursa…
Kusura bakmasınlar
gayrı…
17 Şubat 2017 Cuma
Şiir Çevrilebilir mi?
Ben, şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğine
inanırım.
İyi şair, her sözcüğü, her imgeyi kendi
gönlünün, aklının imbiğinden geçirerek şiirleştirir.
Her olay, her durum, her duygu, her kavram,
her insanda farklı çağrışımlarla şiire dökülür.
Okuyanda da ayrı algılar, ayrı çağrışımlara
yol açar.
Her şair, kendi ana diliyle düşünür, hayal
kurar; kendi ana dilinden beslenir ve bu dili besler.
Doğal olarak, şiir başka bir dile geçerken,
asıl zenginliğini ait olduğu dilde bırakır.
Çevirmenlik yaparken her iki dili de çok iyi
bilmek yetmez; şiiri şair duyarlılığı ile sezmek, kavramak gerek. Bana göre bir
şiiri ancak başka bir şair çevirirse bir şeye benzer.
Çevrilen şiirdir; makale değil.
İşte iki örnek, değerlendirmeyi size
bırakıyorum:
William Shakespeare'den 66. Sone Çevirileri
1-
Can YÜCEL çevirisi
66. SONE
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem, dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
2-
Talât Sait Halman çevirisi
Bıktım artık dünyadan, bari ölüp kurtulsam:
Bakın, gönlü ganiler sokakta dileniyor.
İşte kırtıpillerde bir süs, bir giyim kuşam,
İşte en temiz inanç kalleşçe çiğneniyor,
İşte utanmazlıkla post kapmış yaldızlı şan,
İşte zorla satmışlar kız oğlan kız namusu,
İşte gadre uğradı dört başı mamur olan,
İşte kuvvet kör-topal, devrilmiş boyu bosu,
İşte zorba, sanatın ağzına tıkaç tıkmış.
İşte hüküm sürüyor çılgınlık bilgiçlikle,
İşte en saf gerçeğin adı saflığa çıkmış,
İşte kötü bey olmuş, iyi kötüye köle;
Bıktım artık dünyadan, ben kalıcı değilim,
Gel gör ki ölüp gitsem yalnız kalır sevgilim.
Can Yücel, sözcüklere sadık değil; imgelere sadık, duyguya, şairin
isyanına sadık. Şiiri adeta yeni baştan yazmış.
Talât
Sait Halman Shakespeare’ye bağlı kalmış. Sözcükleri sözlük anlamlarıyla
karşılamış. O sözcüklerin kendi üzerindeki etkisini göz ardı etmiş. Başarılı
bir çeviri elbette; ancak kuru, kupkuru…
(Değerlendirmeyi size bırakıyorum, dedim ama
dayanamadım işte…)
Şimdi de Can Yücel’den bu çeviriyle ilgili bir
anı… Seveceğinizden eminim.
Can Yücel’in çok farklı çeviri anlayışı vardır.
Şiirleri diğer çevirmenler gibi bire bir
asla çevirmez. Türk kültürüne, Türk diline uyarlar, dilin birikimlerini seferber
eder.
William Shakespeare’in en ünlü sonelerinden
olan 66. Sone`yi bu yaklaşımla çevirince eleştirilerden kurtulamaz. Can Yücel
bu, lafını sakınır mı hiç?
Yapıştırır cevabı:
n
“O orospu çocuğu Shakespeare, Türkçe bilseydi,
bu şiiri böyle yazardı!”
6 Şubat 2017 Pazartesi
Gazeteci ve Ahlak
Bir zamanlar Yılmaz Özdil'i severdim.
Genel seçim arifesinde CHP Vatan Partisine kontenjan vermeye yanaşmayınca, Ümit Zileli gibi gizli Perinçekçiler aday adayı olmadan doğrudan genel merkez kontenjanından aday olmaya kalktılar.
Olmadı, ön seçim yolu gösterildi.
Buna da onlar razı olmadılar.
Özdil, bunun üzerine CHP'ye çok yüklendi. Zeynep Altıoklar'a Selin Sayek Böke'ye vb. olmadık hakaretler ettiği yazıları sizler de anımsarsınız.
Sonra bir AKP 'ye bir CHP'ye vurarak yoluna devam etti.
Amaç Vatan Partisine, mecliste grup kurdurmaktı.
RTE'ye yedek koltuk değneği yani.
Bu da olmadı.
Özdil neredeyse aforoz edildi. CHP seçmeni affetmedi,
Uğur Dündar her programına konuk ettiği, konuk olmazsa bile telefonla bağlanıp fikir aldığı Özdil'den, tepkiler üzerine, vazgeçti veya vazgeçer gibi yaptı.
Anımsarsınız, bir Halk Arenası sırf bu yüzden iptal olmuştu.
Çok değil yedi sekiz ay önce Özdil, kuyruk acısını çıkarmak için bir yazı yazmıştı. Bu yazıda Halk Tv'de dönen dolaplardan, taciz olaylarından falan, mide bulandıracak şekilde, ima yoluyla, söz edip bir gün bu dönen dolapları yazacağını söylemişti. Okuyanlar anımsar.
Bekledik, bekledik, gelmedi; yazmadı.
Ama bir de baktık ki Özdil Gene Halk Tv'de...
EEE, ŞİMDİ SORULMAZ MI?
Be adam, taciz olaylarıyla birlikte andığın o kanalda işin ne?
Be adam, çirkin dolapların döndüğünü düşündüğün, bunu da kar suyu gibi milletin kulağına üflediğin o kanalda ne işin var?
Eğer o olaylar yoksa, sen, meslektaşlarına ve Türkiye'nin tek muhalif kanalı olan bir medya organına nasıl iftira attın?
Halk TV, şimdi bu adamı neden gene ekranlarınızda ağırlıyorsunuz?
Referandum öncesi birlik kaygısını anlıyorum anlamasına da...
Bu adama güvenemiyorum.
Kısa bir zaman sonra yeniden Davulun hem içine hem dışına vurmaya başlarsa,
bir CHP'ye, bir AKP'ye vurmaya......
Demedi demeyin anam.
Yapar mı yapar...
Nasıl olsa son iki Arena'da yelkenini iyice doldurdu.
Genel seçim arifesinde CHP Vatan Partisine kontenjan vermeye yanaşmayınca, Ümit Zileli gibi gizli Perinçekçiler aday adayı olmadan doğrudan genel merkez kontenjanından aday olmaya kalktılar.
Olmadı, ön seçim yolu gösterildi.
Buna da onlar razı olmadılar.
Özdil, bunun üzerine CHP'ye çok yüklendi. Zeynep Altıoklar'a Selin Sayek Böke'ye vb. olmadık hakaretler ettiği yazıları sizler de anımsarsınız.
Sonra bir AKP 'ye bir CHP'ye vurarak yoluna devam etti.
Amaç Vatan Partisine, mecliste grup kurdurmaktı.
RTE'ye yedek koltuk değneği yani.
Bu da olmadı.
Özdil neredeyse aforoz edildi. CHP seçmeni affetmedi,
Uğur Dündar her programına konuk ettiği, konuk olmazsa bile telefonla bağlanıp fikir aldığı Özdil'den, tepkiler üzerine, vazgeçti veya vazgeçer gibi yaptı.
Anımsarsınız, bir Halk Arenası sırf bu yüzden iptal olmuştu.
Çok değil yedi sekiz ay önce Özdil, kuyruk acısını çıkarmak için bir yazı yazmıştı. Bu yazıda Halk Tv'de dönen dolaplardan, taciz olaylarından falan, mide bulandıracak şekilde, ima yoluyla, söz edip bir gün bu dönen dolapları yazacağını söylemişti. Okuyanlar anımsar.
Bekledik, bekledik, gelmedi; yazmadı.
Ama bir de baktık ki Özdil Gene Halk Tv'de...
EEE, ŞİMDİ SORULMAZ MI?
Be adam, taciz olaylarıyla birlikte andığın o kanalda işin ne?
Be adam, çirkin dolapların döndüğünü düşündüğün, bunu da kar suyu gibi milletin kulağına üflediğin o kanalda ne işin var?
Eğer o olaylar yoksa, sen, meslektaşlarına ve Türkiye'nin tek muhalif kanalı olan bir medya organına nasıl iftira attın?
Halk TV, şimdi bu adamı neden gene ekranlarınızda ağırlıyorsunuz?
Referandum öncesi birlik kaygısını anlıyorum anlamasına da...
Bu adama güvenemiyorum.
Kısa bir zaman sonra yeniden Davulun hem içine hem dışına vurmaya başlarsa,
bir CHP'ye, bir AKP'ye vurmaya......
Demedi demeyin anam.
Yapar mı yapar...
Nasıl olsa son iki Arena'da yelkenini iyice doldurdu.
2 Şubat 2017 Perşembe
Kavramlar - Sözcükler
Nicedir aklımda.
"Tanrı" dendiğinde küfür ediliyor sanan, boyuna
kadar günaha batacağını düşünen Müslümanlar için "Allah" ve
"Tanrı" sözcüklerinin etimolojik (köken bilim) yapılarını yazayım
diyordum; ama hep öteledim.
Dün, konuğum olan bir tanıdığım, ben "Tanrı" dedikçe
"Allah" diye beni düzeltti.
O beni düzelttikçe, bilmediğini bilmeyenlerle tartışmama kuralımı bozduğum için kendime çok kızdım.
Vakti gelmiş demek ki…
Allah:
İbranice ‘eloah’ (tanrı)dan el-ilah/Allah (Arapçaya geçişi).
Mezopotamya dillerinde tanrı anlamına gelen sözcüklerin çoğu
il, ul ile başlar. Arap dilinde, daha
önce “allah” kavramını karşılayacak bir sözcük yoktu.
Arapça’da kullanılan ilah sözcüğü de İbranice dilindendir.
Akat dilindeki ilu (tanrı), Babil dilinde il,el (tanrı),
sözcükleri, en yüce, en yüksekte olan anlamındadır. sonradan Tanrı anlamına geçmiştir.
Tevrat’ta adı geçen, sonra Arapça söyleyişle İslam
uluslarınca benimsenen dört kutsal varlığın adlarının sonunda görülen il
sözcüğü tanrı demektir. (Azra-il, Cebra-il, Mika-il, İsraf-il)
Kısaca Allah sözcüğü İbraniceden Arapçaya, oradan da İslamiyet’i
kabul eden ulusların diline girmiştir.
Farsça Huda sözcüğü tanrı anlamındadır.
Tanrı:
Sümerce “dıngır” (gök tanrı, gök) dan tıngır, tıngri, tengri,
tengere, tangara, tangrı / tanrı…
Asya Türk ağızlarında tungrı, türe, töngri, tüngri gibi
değişik söylenişleri vardır. (Türk dilinde ortada bulunan g,ğ seslerinin
düşmesi olağandır.)
“tengri teg tengride bolmış türük bilge kagan bu ödke
olurtum.” Göktürk Yazıtları
(Tanrı gibi gökte yaratılmış Türk Bilge Kaan, bu devirde –tahta-
oturdum.)
Kısaca;
Allah yerine Tanrı demek bizi az Müslüman yapmaz. Allah
demenin de çok Müslüman yapmayacağı gibi.
Türkçe seslendirmeli yabancı filmlerdeki çeviri nedeniyle "Tanrı" sözcüğünü Hristiyanların kullandığını sanan eblehler bu karışıklığa neden oldular. Tanrı sözcüğünü Hristiyan yapıp çıktılar.
Oysa, örneğin, Almanlar "Got", İngilizler "God", İspanyollar "Dios" Sümerler "Dıngır" diyor, Tanrı değil.
Türkçe seslendirmeli yabancı filmlerdeki çeviri nedeniyle "Tanrı" sözcüğünü Hristiyanların kullandığını sanan eblehler bu karışıklığa neden oldular. Tanrı sözcüğünü Hristiyan yapıp çıktılar.
Oysa, örneğin, Almanlar "Got", İngilizler "God", İspanyollar "Dios" Sümerler "Dıngır" diyor, Tanrı değil.
Allah sözcüğünü kullanırken bu sözcüğün o hiç sevmediğiniz
Yahudi dilinden geldiğini, Tanrı sözcüğünün ise Türkçe bir sözcük olduğunu bilin
istedim.
Önemli olan niyettir, önemli olan sözcüğe hangi anlamı yüklediğindir .
Sözcüğün karşıladığı kavramdır yani.
Sözcükler, zihnimizde yer alan, oluşan, yaşantımıza girmiş
olan kavramların dildeki karşılığıdır. Tek bir kavramı hangi sözcükle
karşılarsan karşıla aynı varlık anlatılır.
KAYNAKLAR:
1- Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü - İsmet Zeki Eyüboğlu
2- Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı - Andreas
Tietze
3- Türk Dil Kurumu sözlükleri (etimoloji)
4- Dil Derneği Sözlüğü (etimoloji)
-----------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------
Kısa not 1: Dini vakıflarda çocuk tecavüzlerine gık demeyen
“müselman”, aynı inancı, aynı yüce varlığı anlatan sözcüğe niye itiraz eder,
bilinmez.
Kısa not 2: “1990'lı yılların ortalarından sonra Prof.
Tietze, gözlerindeki kataraktın giderek yoğunlaşması dolayısıyla sözlük
çalışmalarını istediği gibi devam ettiremediği için üzgündü. Tıptaki gelişmeler
sayesinde başarılı ameliyatlar geçirdikten sonra sözlük çalışmalarını
hızlandırdı, üstelik ilerlemiş yaşına rağmen bilgisayar kullanmaya da başladı.
Fakat "altı cilt ve bir indeks cildi olarak planlanmış" olan sözlüğün
bütün ciltlerinin bitmesi için daha pek çok çalışma gerekmekteydi. Kendisinin
ve bazıları öğrencileri olan bilimsel yardımcılarının bütün gayretine rağmen
2003 yılında hayata veda ettiğinde bu büyük eserinin sadece A-E harflerini
kapsayan ilk cildi İstanbul'da yayınlanabilmişti. Öteki ciltler yayına hazır değildi.
Türk dili ve kültürü için bir anıt olan sözlüğün ikinci cildi 2009'da Avusturya
Bilimler Akademisi tarafından Viyana'da yayınlandı, bu cilt F-J harflerini
kapsamaktaydı.” Alıntı
Kısa not 3: Bu alıntıyı, Türk Dili ile ilgili en kapsamlı ve bilimsel araştırmayı bir yabancının yapmasındaki ironiye dikkat çekmek için yaptım.
Bizim Tubitak ekmek kutusunun içine led lamba koyan İmam Hatipli öğrencilerle uğraşadursun...
Kısa not 3: Bu alıntıyı, Türk Dili ile ilgili en kapsamlı ve bilimsel araştırmayı bir yabancının yapmasındaki ironiye dikkat çekmek için yaptım.
Bizim Tubitak ekmek kutusunun içine led lamba koyan İmam Hatipli öğrencilerle uğraşadursun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
8 Mart'ı Anlamak
Şöyle bir cümle dolanıyor ortada. Her okuduğumda çok üzülüyor ve sinirleniyorum. "Erkeğin adam olduğu yerde kadına her gün 8 Marttır....
-
Sevgili yeğenim Bilgesu'nun yazmaya hevesini biliyordum. Arada yazdıklarını okur ve çok beğenirdim. Şiir yazdığını bilmiyordum. Gönd...
-
7’den 77’ye hemen herkesin yaptığı yaygın bir yanlışlıktan söz edeceğim. Eskiler buna galat-ı meşhur derlerdi. Çok yaygın olduğu ...
-
Sevgili Hocam Mazhar Kükey'i 35 yıl sonra yeniden görmek çok güzeldi. Uzun, çok uzun bir ömür diliyorum değerli hocama. Emekli oldukta...
-
"Yıl 1962 Ankara’da yayımlanan, hükümet ve düzen işbirlikçisi bir gazete, kendi topraklarında yaşama özgürlüğü elinden alınmış mesn...
-
Bir akrabam yıllarca önce anlatmıştı. Bahçeli'de kurban keserler. Kendisinin tüm itirazlarına karşın bir dirhem bile dağıtılmayan et e...
-
Nicedir aklımda. "Tanrı" dendiğinde küfür ediliyor sanan, boyuna kadar günaha batacağını düşünen Müslümanlar için "Allah...
-
DİLİM GİYDİRİR BANA KİLİM 1- 24.02.2015 tarihinde Kanal Türk’te akşam haberlerinde, haberleri sunan kişi "aile kabristanlığ...
-
Bugün bir arkadaşım anlattı. Çok öfkeli ve şaşkındı. Kızı 4. sınıfa gidiyor. Öğretmenin verdiği Türkçe dersinden bir ödevle ilgili ann...
-
“BENİM HALİM MEMLEKETİN HALİ.” Bor Devlet hastanesinde, son zamanlarda iki doktora gittim. İlki göz doktoru… Niğde Devlet Hastanesi...
-
Yıllardır zambak olarak bildiğim bu çiçeğin adının "süsen" olduğunu öğrendim. Okuduğum romanlarda, öykülerde, şiirlerd...